Don Kişot için
Elif Bülbül, 13 Nisan 2026
Okuma Süresi: 11 dakika
Elif Bülbül, 13 Nisan 2026
Okuma Süresi: 11 dakika
Renkahenk Kitap Kulübü’müzün yedinci buluşmasında Erich Kästner’in “Don Kişot” kitabını konuştuk. Kitap Kulübü’ne katılan arkadaşlarımızın yaptığı yorumları ve incelemeleri derleyerek bir metin haline getirdim.
Erich Kästner’in kitabı; Miguel de Cervantes Saavedra’nın yazdığı “La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote” eserinin, çocuklar için sadeleştirilmiş halidir. Romanın aslı iki cilttir. Birinci cilt 1605, ikincisi 1615 yılında yazılmıştır.
Renkahenk Kitap Kulübü
Bir kült eser olan Don Kişot’un farklı zamanlarda farklı yayınevlerince çocuklar için sadeleştirildiğini gördük. Çocuklar için uyarlanan eserlerin, onlarda merak duygusu uyandırması beklenir. Küçükken okunan bu kitapların, çocuğun belleğinde yer almasını ve büyüdüğünde de aslını okuması için bir itki oluşturması istenir.
Birtakım yayınevleri, yerelleştirme adına kendi kültürümüzden alıntılar yaparak; aslında olmayan metinleri karakter söylemiş ya da yapmış gibi değiştirerek basmıştır. Diğer bir yandan da eseri sadeleştirirken, karakterlerin, mekânların ve olayların birbirinden kopartıldığını görürüz.
Kitap kulübü katılımcıları olarak; Erich Kästner’in uyarlamasında, olay örgüsünün oldukça azaltıldığını ama dilinin çocuklara göre yazıldığını, mizah duygusunun, başarılı olarak iletildiğini düşünmekteyiz. Kitabı resimleyen Horst Lemke’nin çizimlerinin metne uygun olduğunu söyleyebiliriz.
Ancak asıl metinle kıyasladığımızda, mekânların ve atmosferin kaybolmuş olduğunu da görürüz. Sekiz yüz seksen altı sayfadan altmış bir sayfaya indirebilmek için böyle şeylerin yapılması anlaşılır olabilir. Örneğin, “Santa Hermandad” olarak geçen kralın kolcuları, günümüzün çocukları anlasın diye yazar tarafından “polis” olarak değiştirilmiş.
Miguel de Cervantes Saavedra’nın yazdığı “La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote”; Roza Hakmen’in şahane çevirisiyle iki cilt olarak Türkçemize kazandırıldı. (Yapı Kredi Yayınları) Katılımcılarımızın, bu kitapları okumuş ya da okuyor olması konuşmalarımızı oldukça zenginleştirdi diyebilirim.
Don Quijote; Mikhail Bakhtin’in kuramlaştırdığı karnavalesk unsurlar taşıyan, toplumsal hiyerarşileri yıkan, parodi ve ironi yüklü modern bir romandır. Şövalye romanlarını hicvederek, "akıllı" ile "deli", "yüksek" ile "alçak" kavramlarını birbirine karıştırır.
Dönemin ciddiye alınan şövalye romanlarıyla alay eder, onları karikatürize eder. Soylu bir asilzade Don Quijote çılgına dönüşürken, cahil bir köylü Sancho Panza bilgeleşir. Yüksek ideallere sahip şövalyelik ile dayak yeme, açlık gibi alçak gerçekliğin iç içe geçtiğini görürüz. Bireyin, hayal gücü ile gerçeklik arasındaki çatışması sürekli bir mizah ve ironi unsuru olarak kullanılır.
Roman, “Binbir gece masalları” gibi, öykülerle örülüdür. Ancak, öyküler birbirinden bağımsızmış gibi başlasalar da sonunda birbirine bağlanarak tamamlanır. Bazıları gerçek yaşamdan alıntılanmıştır. Örneğin bir esir karakterin öyküsü üzerinden Cervantes’in biyografisini okuruz.
Cervantes, yirmi dört yaşındayken, İnebahtı Deniz Savaşı'nda Osmanlı'ya karşı savaşır ve sol elinden yaralanır. Yimi sekiz yaşında, İspanya'ya dönerken Cezayirli korsanlar tarafından tutsak edilir ve beş yıl süreyle Cezayir'de zincirli bir tutsak olarak kalır. Zincirlenmesinin nedeni üzerinde taşıdığı tavsiye mektuplarıdır. Korsanlar onun önemli bir kişi olduğunu düşündüklerinden fidye alabilmek için tutarlar.
Romanın yazıldığı dönem, İspanya'nın, Altın Çağının sonlarına yaklaştığı ancak derin bir siyasi ve toplumsal krizin içine düştüğü bir döneme denk gelir. İspanya hâlâ dünyanın en güçlü imparatorluklarından biri olsa da ekonomik zayıflıklar ve yapısal sorunlar baş gösterir.
İmparatorluk; Hollanda'daki Protestan isyanları, İngiltere ile çatışmalar ve Akdeniz'de Osmanlı İmparatorluğu ile süregelen mücadeleler nedeniyle ekonomik olarak tükenmiştir.
Devlet yönetiminde yolsuzluk ve gücün kötüye kullanımı yaygındır. Cervantes’in bu hali eserinde sıklıkla hicvettiğini okuruz. Don Quijote karakteri, bu dönemde artık işlevini yitirmiş ve yoksullaşmış olan alt kademe soyluları temsil eder. Antik Yunan ve Roma düşünürlerini bilen; filozofları özümsemiş, eğitimli bir karakterdir. Yüksek bilgisini her öyküde gösterir.
Katolik Kilisesi ve Engizisyon'un etkisi çok güçlüdür. Katolik olmayanlara veya "Yeni Hristiyan" olarak adlandırılan dönmelere karşı yoğun bir hoşgörüsüzlük ve baskı hakimdir. Din değiştirmeyen yahudileri ve Magrip kökenli halkları İspanya’dan sürerler. Öykülerde bu olayları, karakterlerin ağzından okuruz. Sürüldüğü halde, parçalanan ailesini bulabilmek için İspanya’ya kaçak yollarla giren kahramanlar, Don Quijote ile karşılaşır. Gezgin şövalyemizin; ahlakın ve eşitliğin olduğu o eski güzel İspanya’yı yaşatmak istediğini görürüz.
Orta Çağ'ın onur, cesaret ve sadakat üzerine kurulu şövalyelik idealleri modern dünyanın gerçekleriyle çatışmaya başlamıştır. Cervantes, bu "çürümekte olan" değerleri ironik bir dille ele almıştır.
Şövalyeliğin parlak dönemi on üçüncü yüzyılda sonlanmış olmasına karşın, dört yüz yıl boyunca şövalyelik romansları basılmış ve okunmuş. O dönemin yöneticileri, bu türden oldukça rahatsız olsalar da basılmasını yasaklamamış. Nitekim, romanın baş tarafında, dönemin kralının resmi izin yazısını, krala hizmet eden yazman, doktor ve din adamının onay metnini okuruz. Yazara on yıllık basım iznini verdiği gibi, izinsiz basılırsa yazara verilecek tazminatı da belirlemiş.
Cervantes, romanında hayali bir karakter olan sözde Magripli tarihçi Seyyid Hamid Badincani’nin el yazmalarını tercüme ettirdiğini iddia eder. Sık sık ona atıfta bulunarak, onun doğru sözlü bir tarihçi olduğunu yazar. Bazen de İspanyol algısına göre yalancı olabileceğini söyleyerek onun güvenirliğini mizahi bir dille sorgular. Yazarın kendi eserini, başka birinin eseriymiş gibi göstermesi bakımından ilginçtir ama böylelikle kendini okurun tepkisinden korur.
Sancho Panza ve Don Quijote konuşurken atasözleri ve deyimleri peşi sıra kullanmaktan çekinmezler. “Ben ne kadar Türksem, bu iş o kadar imkânsız,” ya da “Ben ne kadar Türksem, onlar da o kadar rahip ve berber.” şeklinde özgün cümleler okumak mümkündür.
Birinci cildin yazılması ile ikincisi arasında on yıl vardır. Birincisinde bulduğu eksikliklerin ve yanlışlıkların suçunu, ikinci ciltte karakterlerini konuşturarak matbaacıya atmış ve yazar ironi yaparak kendini temize çıkarmıştır.
Romanda çoğu karakter, şövalyelik kitaplarını okumuştur. Hancıdan, Katedral görevlilerine kadar, tümünün bilgiye hâkim olduğunu diyaloglardan anlarız.
Özellikle, Don Quijote’un evden uzaklaştığı ilk seferinde, rahip ve berber, kitapları elden geçirirken derin edebiyat eleştirisi yaparlar. Kütüphanede Cervantes’in kitabını bulurlar. Rahip, kitabı berbere emanet ederken aralarında şu konuşma geçer:
“Cervantes arkadaşımdır. Şiirden çok talihsizlikte tecrübeli olduğunu bilirim. Kitabı, yenilik bakımından fena sayılmaz, ancak başlangıçta kendisine koyduğu hedefe ulaşamamıştır. Yazacağını vaat ettiği ikinci bölümünü beklemek gerek. Belki düzeltmeyle, şimdilik kendisinden esirgenen hoşgörü elde edilebilir.”
Birinci ciltte, Don Quijote türlü maceralara atılır. Şövalye romanslarında her şövalyenin âşık olduğu bir sevgilisi vardır. Kahramanımız, hayalinden yarattığı Dulcinea del Toboso’ya, kazandığı başarıların, galibiyetlerin haberini ulaştırması için başta Sancho Panza olmak üzere, yardımı dokunduğu, kurtardığı herkesten ister. İkinci ciltte, tanıştıkları bakalorya sahibi Sanson Carrasco’dan, ünlerinin oldukça yayıldığını, hatta bir yazar tarafından kaleme alındığını öğrenir.
Gittikleri yerlerde tanınmış biri olarak karşılanır. Aslında bu durum çoğunlukla önceden planlanmış bir tür oyundur. Ama bu plandan habersiz olsa da Don Quijote’un hoşuna gitmez. Sanson, rahip ve berber, türlü çabalarla çevredeki insanları bir oyuna katarak, Don Quijote’un evine dönmesi için uğraşırlar. İkinci kitabın yazıldığı on yıllık dönemde, ünü yazarının önüne geçmiş baş kahramanı -başkaları maceralarına katmasın diye- evinde ölüm döşeğine yatırmıştır, Cervantes.
Romanda yer yer yazarın sesini duyarız. Don Quijote’un ağzından yazma ve yazarlık ile ilgili yorumlar yapar. Silahşörlük ve kalemşörlük kıyaslamasını okuruz.
“İnsanlar iki yoldan zengin ve şerefli olabilirler hanımlar; birincisi kalem, ikincisi silah.”
“Ne var ki yazılarıyla haklı olarak büyük şöhret kazanmış kişilerin, bunları matbaaya verdiklerinde şöhretlerini tamamen kaybettikleri veya bir miktar değerden düştükleri de çok görülmüştür.
Bunun sebebi, basılı eserlere ağır ağır bakıldığından, kusurların kolayca görülebilmesidir. Üstelik yazarın şöhreti ne kadar büyükse o kadar didiklenirler. Dehalarıyla ün yapmış kişiler, büyük şairler, meşhur tarihçiler, daima ya da çoğu zaman, kendileri bir eser yayımlamadıkları halde başkalarının yazdıkları hakkında hüküm vermeyi özel zevk ve eğlence edinmiş kişiler tarafından kıskanılırlar.”
Yazarların ve yazar adaylarının kulağına küpe olsun diyoruz. Erich Kästner’in Don Kişot’unu; Roza Hakmen’in çevirisiyle iki cilt olan ve YKY’dan basılan La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote’u okumanızı öneriyoruz.
Erich Kästner; Don Kişot. Res. Horst Lemke, Çev. Ayşe Sarısayın; Can Çocuk Yayınları, 2025 (27.bs), 64s.
Hedef Kitle: Çocuk
Açık Kürsü'de yayımlanan içerikler, doğrudan yazarın kendi sorumluluğundadır.
Eksi 18 Edebiyat Topluluğu'nun görüşlerini yansıtmayabilir.