Gök Kubbe Yanarken
Elif Bülbül, 15 Ocak 2026
Okuma Süresi: 8 dakika
Elif Bülbül, 15 Ocak 2026
Okuma Süresi: 8 dakika
Renkahenk Kitap Kulübü’müzün dördüncü buluşmasında Phil Earle’nin yazdığı, “Gök Kubbe Yanarken” kitabını konuştuk. Kitap Kulübü’ne katılan arkadaşlarımızın yaptığı yorumları ve incelemeleri derleyerek bir metin haline getirdim.
Roman, İngiltere’de, İkinci Dünya Savaşı’nın en şiddetli döneminde, 1940’lı yıllarda geçiyor. O dönemde İngiltere’de, çocukları savaştan korumak için güvenli yerlere gönderiyorlardı. Baş kahramanımız Joseph Palmer, babası savaşa gittiği, annesi ise onu terk ettiği için büyükannesi tarafından, hiç tanımadığı sert bir kadın olan Bayan F'nin yanına gönderilen on iki yaşında öfkeli bir çocuktur.
Renkahenk Kitap Kulübü
Joseph’in hem ülkesinde hem de kendi içinde bir savaşı var. Öfkeli, güvensiz ve yalnız hissediyor kendisini. Sosyal çevresinden ayrılmış olması ve içine kapanıklığı öfkesini kabartıyor. Matematikte çok iyi ama diğer yandan disleksi olması büyük bir engel. O dönem disleksi ile ilgili olarak öğretmenlerin bir bilgisi yok. Ülkesi, Hitler’in ordusuyla mücadele ederken, Joseph de uçuşan harflerle savaşıyor.
Okulun müdürü, pedagoji bilmeyen, dayakla eğitim yapan bir asker. Müdür, her ay öğrencilerine, velilerin önünde bir sözlü sınav yapıyor. Sınavdan geçemeyeni Clarence adını verdiği sopasıyla dövüyor. Joseph, o okula başladıktan sonraki ilk sınavından geçemeyince aynısını kahramanımıza yapıyor. Bayan F, yiğit bir kadın. Okul müdürünün dayak için kullandığı sopayı kırma yürekliliğini tek o gösteriyor. Joseph’i tekrar o okula göndermiyor ama müdürün saldığı korkuyu da herkesin önünde yerle bir ediyor.
Bayan F, ailesindeki kayıplarının ardından gelen bir hastalıkla, yattığı hastanede Joseph’in hemşire olan büyükannesinden manevi destek görmüş. Bu büyük iyiliğe karşılık olarak torununu evine kabul etmiş. Bayan F’nin işlettiği bir hayvanat bahçesi var. Joseph, Adonis isimli bir gorille burada tanışıyor. Bayan F, gorille anlaşabiliyor, hatta kafesine girip temizlik yapabiliyor. Joseph’e roman boyunca eğitim veriyor. Çünkü, kahramanımız eninde sonunda Adonis’in kafesini temizlemek zorunda.
Adonis, dişisi Afrodit’i kaybetmiş olduğundan büyük bir üzüntü içinde. Romanın ilerleyen bölümlerinde, Joseph babasını kaybettiğini öğreniyor. Goril, Joseph’in bir aynası gibi. Kahramanımız ne kadar içine kapalı ve öfkeliyse, Adonis de öyle. Aralarında, ikisinin de yalnızlığından ve hapsedilmişlik hissinden beslenen çok güçlü ve sessiz bir bağ kurulduğunu görüyoruz.
Bayan F’ye yardım eden Syd isimli bir kız çocuğu, Joseph’e arkadaşlık yapar. Bu kız, ebeveynlerini kaybetmiştir ve teyzesinin yanında yaşamaktadır. Karakterler, birbirlerinin eksik yanlarını, bir diğeriyle tamamlayıp kendilerini iyileştirmeye çalışıyor. Roman boyunca büyük bir manevi dayanışma görüyoruz.
Joseph, romanın başında tüm olumsuz duyguları kendinde toplamıştı. Syd, Bayan F ve Adonis tarafından sevilip kollandıkça öfkesini bırakıyor. Zaten karakter öylesine öfke yoğun ki, kitabın ortasına dek bir gram değişmiyor. Duygu değişimi yavaş ilerliyor ve sonuna yaklaşırken gerilim düşüyor. Karakterlerin duyguları okura kolay geçiyor.
Romanda savaş sözcüğü fazla geçmese de okul müdürünün, sığınaktakilerin ve diğer karakterlerin öfke patlamaları, okura burada bir savaş var dedirtiyor. Mekân anlatımları çok güzel.
Bir gün Joseph, Adonis’in kafesinin önünde okulundan gelen zorba öğrenciler tarafından saldırıya uğruyor. Goril, kahramanımızı koruyor. Bu andan sonra Joseph’in Adonis ile bağı güçleniyor. Hitler’in uçakları orayı her bombaladığında Bayan F, elinde tüfeğiyle Adonis’in kafesinin önünde nöbet tutuyor. Olur ki bir bomba düşer ve goril serbest kalır diye. Serbest kalan gorilin tehlikesi, Hitler’in vereceği zarar gibi olduğundan büyük bir sorumluluk altında Bayan F., Adonis’i ne kadar sevse de sevgi ve görev arasındaki ince bir çizgiyi bizlere sorgulatıyor. Burada tüfek hem koruyucu hem de yok edici bir nesne olarak, karşımıza çıkıyor.
Her hava saldırısından sonra sokaklarda yıkılan binalar ve cesetler var. Sonunda beklenen bomba hayvanat bahçesine iniyor ve Adonis serbest kalıyor. Bayan F ve Joseph'in karşı karşıya kaldığı o trajik yol ayrımı (Adonis hakkındaki karar), sanırım çoğu okur için kitabın en unutulmaz ve en ağır kısmı. O ana dek Joseph’in öfkesinin nasıl yavaş yavaş sadakate ve sevgiye dönüştüğünü izlemek, finali daha da etkileyici kılıyor. Adonis’in ölmesi, yürek burkan bir çaresizlik. Yazar, burada savaşın o acımasız ve gri mantığını vurgulamayı seçmiş, diyebiliriz.
Şehrin her an bombalanabileceği korkusu sebebiyle güvenlik her şeyin önüne geçmiş durumda. Adonis'in hayatta kalması hikâyeyi çok daha mutlu bitirirdi ama Phil Earle sanırım savaşın ne kadar büyük ve geri dönülemez kayıplara yol açtığını okura tam anlamıyla hissettirmek istemiş. Yine de insanın içi elvermiyor, Adonis o sadakatiyle çok daha iyisini hak ediyordu.
Roman; kaybı, dostluğu ve savaşın masumlar (hem çocuklar hem de hayvanlar) üzerindeki etkisini çok çarpıcı bir dille anlatıyor. Gerçek bir hikâyeden esinlenerek yazılmış olması da anlatıya ayrı bir derinlik katıyor.
Phil Earle, savaşın sadece bombalardan ibaret olmadığını; asıl yıkımın karakterlerin ruhunda, o çaresizlik anlarında gerçekleştiğini çok sarsıcı bir şekilde anlatıyor.
Joseph'in okuma yazma mücadelesi, aslında onun hayata karşı duyduğu öfkenin temelindeydi. Yazar muhtemelen karakter gelişimini başarı üzerine değil, kabul ve sevgi üzerine kurmak istedi. Joseph okumayı sökemedi belki ama Bayan F’nin ona olan sabrı sayesinde aptal olmadığını, sadece farklı olduğunu anlamaya başladı. Disleksi o yıllarda bugünkü kadar bilinen veya özel eğitimle desteklenen bir durum değildi. Bu yüzden yazarın süreci biraz daha sancılı ve ucu açık bırakması dönemin ruhuna uygun düşmüş olabilir.
Bu romanın çevirisini Arina Rengin Petek yapmış. Çevirisini ve kapak resmini beğendik. Kitap, 2022 yılında The British Book Awards ödülünü almış. Sizlerin de okumanızı öneririz.
Phil Earle; Gök Kubbe Yanarken. Çev. Arina Rengin Petek; Yediveren Yayınları, 2025, 304s.
Hedef Kitle: Gençlik + Yetişkin
Açık Kürsü'de yayımlanan içerikler, doğrudan yazarın kendi sorumluluğundadır.
Eksi 18 Edebiyat Topluluğu'nun görüşlerini yansıtmayabilir.